13 Eylül 2010 Pazartesi

TÜKE(T)MEK, TÜKE(N)MEK ...SADECE BİR HARF Mİ ?



Cumartesi gecesi hararetli tartışmalara sebep olan bir çok konumuz vardı bunların başında ise Tüketim vardı ...


Herkes iyi güzel söylüyosun da moda da bir tür tüketim platformu değil mi? Her gün şu moda diye başka bir şeyi sunuyormusunuz insanların karşısına ? Markaları herkesin gözüne sokarak tek tip ama tüketen gençlikler yaratmıyor musunuz bloglarınız da ? Her sene sezon değişen bir şey tüketmenin babası değildir de nedir ? v.b. sorular soruldu.


En başta her zaman belirttiğim gibi ben blogger değilim ve bu kelimeden ne kadar nefret ettiğimi bilen bilir sorulara gelince hep herkese yönelttiğim soruların bana yönelmesi güzeldi, cevap hakkımı kullanma fırsatı bulmam daha da güzel ,verdiğim cevapları anlayan kapasitede arkadaşlarımın olması ise paha biçilemezdi...

Birincisi ben moda tasarımı mezunuyum , her zaman işin tasarım boyutuyla ilgilendim ve blogta markadan çok tasarımcılarla yol aldım.İş tasarım olunca sanatsal bir boyut kazanıyor ama moda derseniz karşı değilim bu kültürün ekmeğini çok yedim ama -bende ayağında amerikan markasıyla sokaklarda amerikaya yüklenen gençlikten- geliyorum.


Her zaman beğendiğimi kaliteli bulduğumu aldım ama sırf moda diye saçmasapan parçalarla dolabımı donatmadım.Büyük ve alternatifli bir dolaba sahibim ve -evet kabul ediyorum alıpta giymediğim bir çok parça var dolabımda- bende tüketenler arasındayım belkide ama birazda olsa bilinçliyim...Bir kaç markanın lookbookunu yayınlamışımdır blogumda ama -gidin alın hadi -gibi gazlarla kimseyi körüklememişimdir.Bunları yapanlara kızıyor muyum tabiki "hayır"...Sonuçta herkesin özgür iradesi -sırf şu şunu dedi alıyım -yada -giydi giymeliyim -gibi sığ bir kafaya sahipseniz bu sizin bilceğiniz iştir ,kişiler raklamlarla sizi yönlendirir almak yada almamak tamamen size kalmış bir durumdur.


İş bu noktaya geldiğinde yeni bir soru çıkıyor karşımıza giyinmeyi sadece marka sayan , şu ünlü şuraya gitmiş diye giden yada onlar gibi giyinen , giyinmekle moda kültürünü tamamen birbirine karıştıran ve en önemlisi okumayan bir gençlik var ardımızda...Kimisi okuyor belki ama dergi ,internet gazeteleri ucuz ve magazinsel dergileri v.s. Bana gelince okurum- hemde çok okurum -deli okurum -bilen bilir- bir tek o konuda tükettiğime üzülmem ...(şu ara kitaplarım sığmadığı için alıcağım kitaplığıma verceğim paraya da acımıyor olduğum gibi)


Hep ne olacak halimiz diye yakınan yaşlı entellektüeller gibi konuşmak istemiyorum ama durum budur...


Belkide unuttuğum bir çok örnek, bir çok sohbet vardır ama inanın -fazlası var eksiği yok -yaşadığımız dialogların...Bu kendini aklama yada düzeltme yazısı değildir haberiniz olsun bu işin içinde bende varım ama farkındalık yaşayanlardanım daima...Şimdi yazdın değişen bişey olcak mı diye sorarsanız siz olayı baştan anlammışsınız derim ...Değişim olsun diye eylem yapılar ama her eylem her mitingten sonra büyük bir aydınlanma yaşamazsınız ama yaparsınız yada böle düşünenlerde var diye örnek olarak kendinizi sunar ve öne atarsınız değişimler böle olur (ör.Fransız İhtilali)Ben demzsem sen demezsen kim diyecek...


Ne demiş Nazım : Ben yanmazsam , sen yanmazsan , nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?


Bu dialogumuza istinaden sevgili dostumun bana gönderdiği ve bu yazıyı yazmama sebep olan Küreselleşme ve Tüketimle yazıyı da aşağıda paylaşma gereği duydum.Keyifle okuyacağınız bir yazı olmuştur umarım ...Aşağıdakini zaten keyifle okursunuz ona bir şüphem yok...Aslında söylencek ve tartışılcak o kadar çok konu varki bu mevzuyla ilgili ama...Şimdilik bu kadar...

......................................................................................................................,


Dünya’da ve Türkiye’de küreselleşmeyi yaşıyoruz. Küreselleşmeyi tartışıyoruz. Küreselleşmenin bir ayağı da küreselleşen tüketim kültürü. Ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha da büyük oluyor.


MARKA BAĞIMLISI BİR TOPLUM YAPISI

Küreselleşen tüketim kültürünün tercümesi ‘Amerikan tarzı yaşamın uluslararası şirketler aracılığı ile bütün dünyaya benimsetilmesi’. Amerikan ekonomik gücünün, siyasi ve kültürel Güce dönüşerek dünyayı etkisi altına alması. ‘Marka’ bağımlısı bir toplum yapısı.

Bütün dünyada insanlar aynı gazozları içiyor, aynı köfteleri ve pizzaları yiyor. Aynı ayakkabıları ve giysileri giyiyor. Aynı müzikleri dinliyor, aynı danslarla eğleniyor. Çocuklar aynı Oyuncaklarla oynuyor, aynı masalları seyrediyor, aynı kahramanları benimsiyor. Tek düze bir tüketim kültürü.

HIZ ARTTIKÇA TÜKETİM DE ARTIYOR

Tüketim kültürü kendini sadece mal bazında göstermiyor. Yaşamın hızını arttırarakta kendini gösteriyor. Arabalardan bilgisayara kadar kentlerde yaşamın hızı sürekli artıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir telaş oluşuyor. Günü yaşamak, yarını düşünmemek toplumun felsefesi durumuna geliyor.

Kısa, özensiz, çabuk tüketilen cümleler ile konuşan ve yazışan, sürekli koşuşturan bir topluma dönüşülüyor. Belki de yavaş oldukları için yaşlılar bile daha az önemseniyor. Hız arttıkça tatminsizlik ve tüketimde artıyor. Sürekli tüketiliyor. Yaşam daha fazla erteleniyor. Hızlı tüketiliyor, çabuk sıkılınılıyor. Çabuk yemek yeniyor, hızlı kilo alınıyor. Alınan kilolar hızla atılmak isteniyor. ‘Kullan at’ tüketimin ideolojisi oluyor. Sevgililer, aşklar, evlilikler, arkadaşlıklar, yemekler, Oyuncaklar, giyecekler, mobilyalar, evler, kentler, kasabalar, köyler herşey tüketiliyor.

Yoğun tüketim kültürü içinde eziliniyor. Hızlı yaşam içinde saygı ve gelenekler unutuluyor. At yarışı benzeri bir yaşama zorlanılıyor. Sürekli temposu ve hızı artan bir yaşam ve yaşam içinde sürekli yarışma. Aile içinde, arkadaşlar arasında, okulda, işyerinde sürekli yarışmaya ve başarıya odaklı bir yaşam. Bir sınavdan ötekine koşturulan bir ömür. Ancak, bu kadar hız ve yarışa karşın geleceğini planlayamayan ve önünü göremeyecek kadar gelecek körü olan bir nesil yetişiyor.

ARTIK OKUYAN KALMADI

Hızlı, özensiz ve çabuk tüketime dayalı yaşam içerisinde artık kimse okumuyor. Bir kitap veya makale bile baştan sona okunmuyor. Atlayarak gözden geçiriliyor. Okunanın sadece özeti anlaşılmaya çalışılıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunuyor. ‘Hap’ şeklinde verilen bilgiler makbul görülüyor. Yargıya varmak için çaba sarfedilmiyor. Önyargılar yeterli görülüyor. Hiçbirşey derinlemesine irdelenmiyor. Artık kimse izlemiyor. Sadece bilgisayar ekranına veya televizyona bakılıyor.

TV PROGRAMLARI 7-9 YAZŞ ZEKA SEVİYESİNDE


Televizyonlardaki programlar 7-9 yaş zeka seviyesine göre ayarlanıyor. Başka şeyle meşgulken anlayabileceğiniz seviyede programlar sunuluyor. Kafa yormaya gerek duyulmuyor. Aklında, cinsiyetinde, içeceklerinde karışık olan teşvik ediliyor. “3’ü bir arada’ içecekler devrinde yaşınılıyor. Emeğe gerek yok. Herşey hazır.

TÜKETİM KÜLTÜRÜ İÇİNDE CİNSELLİK VE ŞİDDET ÖNDE

Küreselleşen tüketim kültürü içinde şiddet ve cinsellikte önemli iki unsur olarak sunuluyor. Toplum, şiddet ve cinselliğe alıştırılıyor. Özellikle çocuklar ve gençler, şiddet ve cinsel içerikli yaşamla karşı karşıya bırakılıyor. Şiddet ve cinsellik yaşamın bir parçası değil yaşamın ana merkezi haline getiriliyor. Tüketim kültüründe çocuk karakterlerinin hemen hemen tamamı kötü, çirkin, şiddete dönük karakterler. Çocuk Oyuncaklarının da tamamına yakını şiddet ve yok etme üzerine. Filmler, diziler, medya haberleri genel olarak şiddet ve cinsellik temalı.

Küreselleşen tüketim kültüründe insanı insanlaştıran özelliklerin sürekli törpülenmeye çalışıldığı görülebilir. “Yiyin, için, şişmanlayın, bol bol özgürce seks yapın, sıkılırsanız farklı seks türlerini de deneyin, gezin, dolaşın, kavga edin, şiddete açık olun, güçlü olun, zayıfa acımayın, zayıfı ezip geçin. Sadece düşünmeyin, var olan sistemi sorgulamayın, bugünü yaşayın, yarın ne olacağım telaşına düşmeyin” temasının topluma iletişim araçları (gazete, dergi, kitap, televizyon, radyo vb) vasıtasıyla sürekli enjekte edildiği görülüyor.

TÜRKİYE'DE TÜKETİM KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ DAHA BÜYÜK

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha büyük oluyor. Türkiye gibi ülkelerde zayıfı koruyan mekanizmaların olmadığı sistemlere sahip ülkelerde tüketim kültürü, gereğinden fazla israfa dayalı, yok etmeye yönelik, vurdumduymaz biçimde yapılan bir tüketim halini alıyor. Gösterişçi tüketim, daha çok tüketim, daha fazla satın alma, israfa dayalı yaşam biçimi alan toplum yapısında herşey ‘güç’e göre dizaynlanmaya başlıyor. Makam veya paranın gücüne göre toplum yeniden şekilleniyor.

TRAFİKTE YAŞANAN REZALETLER


Trafikte bile güç ön plana alınıyor. Trafik kuralları veya trafik ışığının rengi bile önem taşımamaya başlıyor. Kentler, sol şeritte hızlı yaşayanlar için biçimlendiriliyor. Makam arabaları kurallar üstü hareket ediyor. Yayalara, özürlülere, bisikletlere, hatta motorsikletlere yaşam hakkı verilmiyor. Kaldırımlar ya yok ediliyor ya da yaşlıların ve özürlülerin kullanamayacağı yükseklikte yapılıyor. Zaten az olan çocuk parkları ve okul bahçeleri bile araba parkı haline getiriliyor.

PARKTAKİ ÇİÇEKLER BİLE PLASTİK

Plastik bir dünya sunuluyor. Artık, parklardaki çiçeklerimiz, palmiyelerimiz ve meşe ağaçlarımız bile plastikten. Sanal bir yaşama teşvik ediliyoruz. Yok etmenin, silmenin kolay olduğu bir yaşam. Topluma saygısızlık ve boşvermişlik egemen oluyor. Savaşları, doğal afetleri, vahşetleri televizyondan veya bilgisayar ekranından izliyoruz. Sanal bir görüntü. Televizyonu veya bilgisayarı kapatınca sorumluluktan kurtuluyoruz. Tehlike kapımızı çalmaktan öte, evimizin içine girip bizi rahatsız etmedikçe umrumuzda olmuyor. Arkadaşlıklarımızı, aşklarımızı, dostluklarımızı, akrabalıklarmızı da “delete” tuşuna basıp silmeye alıştırılıyoruz. Sürekli daha az sorumluluk duygusu aşılanıyor.

TOZLAŞAN VE Güce TAPAN TOPLUM

Türkiye’de küreselleşen dünyada bir dönemecin başında mı? Yoksa, küreselleşen tüketim kültürü içinde yozlaşan ve Güce tapmaya başlayan Türk toplumunun kültürel geriye düşüşü kurumsallaştı mı?

................................................................................................................................

28 Ağustos 2010 Cumartesi

İFW - ATIL KUTOĞLU

Bildiğiniz üzere İFW 25 Ağustos Çarşamba günü modaseverlerle buluştu.Gizia markasıyla açılışı yapan moda haftası Atıl Kutoğlu Defilesiyle devam etti.
Bende bu defileyi izleme şansına erişenlerden oldum.
Sizlerle gitmediğim defileleride paylaşıcam tabiki ama hepsi sırayla ...
Atıl Kutoğlu herzamaki gibi modern şık ve kullanışlı parçalarla karşımıza çıktı.İlk parçaların desenlerinde bizden esintiler hissedilse de son derece modern ve şehirli kadına hitap edicek bir çok model koleksiyonda yerini almıştı.
Mavilerle başlayan koleksiyon swarovski taşlarla süslenmiş fildişi kıyafetlerle son buldu.Desenlerdeki çizgililer , geometrik ve optik desenler dikkati çekerken renk kontrastı ise mükemmel seviyelerdeydi.Özellikle fuşya ve turkuazda...Kesim olarak straplez kısa kuyruklu elbiseler , uzun tulumlar ve yüksek bel dikkat çeken dataylardandı.Derinin mükemmel kullanılışıda ekstralar arasındaydı...
Açıkçası beğendim , paylaştım ...
Buyurun bakalım...





































26 Temmuz 2010 Pazartesi

2011 ERKEK KOLEKSİYONLARINDAN - BOTTEGA VENETA ...

Bottega Veneta erkekleri duyarcasına son derece rahat ve sportif bir silüetle buluşturmuş onları...
Gri beyaz ve fildişinin ağırlıkta olduğu koleksiyonda McQueen gibi tek düğme kruvaze ceketler göze çarpan ilk detay sonrasında şortlu ceketli kombinler , harem pantalonlar , yelek , cepli harem pantalonlar ve kısacık şortlarla tamamlanıyor.
Her zamanki rahatlığından ödün vermeyen Veneta erkeğini kesinlikle beğendim ...
Buyurun bakalım beyler ...

2011 ERKEK KOLEKSİYONLARINDAN - MC QUEEN ERKEĞİ...

Ve erkek koleksiyonlarından kesitlere devam edelim...
Mc Queen adı ne zaman geçse hala içimin sızlamasına sebep olacak tasarımcılardan...
Sarah Burton eşliğinde izliyeceğimiz markanın 2011 erkeği Mc Queen erkeğinden çok uzakta olsada sevdim...
Mc Queen den farklı olarak baskılı kumaşlara yer vermeyen Burton erkeği soylu bir İngiliz adeta...
Sperli , kuyruklu montlar , kruvaze yelekler , bol harem tipi yer yer cepli pantalonlar , bel hattı oldukça yukarda olan tek düğme kruvaze kapanışlı ceketler , kargo pantalonlar ve camp shirtler ilk dikkat çeken kesimler arasında...
Bu sezon her koleksiyonda sıklıkla göreceğimiz camel ın yanında gri , pudra , siyah krem , yer yer bordo renklerine yer veren Burton çizgili ve cargo pantalon kuşatmasındanda esinlenenler arasında olmuş.
Ben bu erkeği sevdim , paylaştım...
Buyurun bakalım...

PARİS COUTURE - STEPHANE ROLLAND

Stephane Rolland belkide blogumda hakettiği yeri bulamayan tasarımcılardan ama bundan sonra sık sık adını duyacaksınız...
Paris coutureda bir çok tasarımcıya kumaş nasıl kullanılır dersi veren Rolland muhteşen drapeleri ile kumaşla böyle oynanaır kumaşı işte böyle su gibi akıtırım dercesine örnekler sunmuş...
Degrade silüetlerin ve taş,kristal işlemelerinin yoğun olduğu koleksiyonda pelerin detayıda es geçilmemişti.
Tıpkı Zuhair Murad gibi mini kuyruklu elbiselerede yer veren Rolland gri , mavi , fildişi ve altın tonlarını seçen tasarımcılar arasında yer aldı.
Beğendim , paylaştım...
Buyurun bakalım...




























PARİS COUTURE - ARMANİ

Armani couture koleksiyonunda klasik kesimleriyle karşımızda...
Olmazsa olmazı bol dökümlü ceketlerle etek kombinasyonları , keskin omuzlar , krep ipek paltolar , bakır ,altın ve kahverengi tonları ilk göze çarpan detaylar...
Ahşap detaylı broşlar ve kalın topuklu ayakkabılarda göze çarpan aksesuarlardan olmuş.Pelerinin cekatla harmanlanmasıda Armani farkını göstermiş.Ve elbiseler son derece ışıltılı adeta tanrıça havasıyla karşınızda..
Beğendim , paylaştım...
Buyurun bakalım...













PARİS COUTURE - GALLİANO ÇİÇEKLERİYLE DİOR...

Ben Galliano hayranlığımı daha önce yaptığım erkek kolaksiyonuyla ilgili bu postumda da anlatmıştım ama bu postunda ondan aşağı kalır yanı olmayacak:))
Paris Couture haftası temmuz başında moda severlerle buluştu.Bana geç kaldın dediğinizi duyar gibiyim ama olsun herşey her zaman anında olamıyor....Ve bu couture haftasının açılışı Galliano nun baş tasarımcısı olduğu Dior markası tarafından yapıldı.Yeni şovalyelik ünvanı alan Galliano tam bir kahraman havasıyla "couture budur ,benim dünyam budur "der gibiydi...
Hep söylüyorum ve söylemekten hiç bıkmayacağım moda dünyası bir şov dünyasıysa Galliano en gerçeküstü ,en eğlenceli, en kreatif isimlerinden birisi hatta en önde gideni diyebiliriz.
Tasarımlarında hep bir ilhamı olan ,hep bir hikayesi olan tam anlamıyla mükemmel bir sanatçı aynı zamanda...
Ve işte Dior couture Galliano farkıyla karşınızda ...
Tam bir egzotik bahçe ve hiç eksiksiz bütün çiçekler...Her kadının çiçek olduğunu vurgulayan ve Galliano ihtişamı , kalitesi kokan mükemmel çiçekler...Bütün elbiseler çiçek ,çiçekler elbise adeta...kafalardaki jelatin detaylı başlıklar ise tam anlamıyla ters dönmüş çiçek buketi havası katarak güzel bir espri kaynağı oluyor.

Dior un 1953 teki "Lale" koleksiyonuna atıfta da bulunan koleksiyonun baş ilhamlığını ünlü fotoğrafçı Irving Penn ve Nick Knight üstleniyor...
Ünlü fotoğrafçıların çiçek fotoğraflarından ve zaman zaman orjinal çiçeklerden yararlanılarak tam orjinal rengini tutması için gün ışığında elde boyanan muhteşem kumaşlar...Çiçek detaylarını vurgulamak için kullanılan dantela , ruffling , tüyler asla çoğaltılamazlığı vurgular nitelikte...





Ve işte Gallianonun tropikal cennetine hoşgeldiniz.

Herkesin anlayamayacağı zaten anlamasında gerek olmadığı muhteşem designer ...



Kısacası kuşkusuz bayıldım , beğendim , paylaştım...
Buyurun bakalım...




Bu son pozlarınada bayıldığımı söylemiştim ama gene söylemeden geçemicem :))











PARİS COUTURE - VALENTİNO


Geleneksel couture koleksiyonların yanında modernist tasarımları görmek bir tasarımcı olarak hep hoşuma gider ve beni heyecanlandırır.Ancak Valentino nun bu el değiştirmiş haline henüz alışamadım.Önce gözüm kırmızıyı sonra asil ve şık her yaşa hitap edecek Valentino şıklığını aradı ve ne yazıkki bulamadı.

Bir çok parçayı küçükken bebeklerime diktiğim kıyafetlere benzeterek sadece sevimli diyebilsemde fiyonk trendini gözümüze sokuşunu hala anlamış değilim.Sevimli ama couture havasında olmayan bir çok parçadan oluşan koleksiyon için sadece "modernist ve yalın Valentinoya merhaba "diyebiliriz.Belki zamanla alışacağım yeni Valentino ya şimdiden bu kadar yüklenmek istemiyerek postu buarada kesiyorum.

Kesinlikle Valentino markasına olan saygım nedeniyle paylaştım...
Buyurun bakalım...








PARİS COUTURE - ELİE SAAB

Ve couture ve Elie Saab diyoruz...
Zuhair Murad gibi Beyrut doğumlu olan tasarımcı bir çok meslektaşından farklı olarak bu işe 9 yaşında başlamış.Evet 9 yaşında annesi ve ablasından öğrendiği terzilik ile buralara kadar uzanan bir hayat hikayesi.Her ne kadar ilk kez 2003 yılında Paris Couture haftasında yer alsada 2002 yılında Halle Berry nin Oscar töreninde giydiği kıyafeti sonrasında ünlüler dünyasının favori tasarımcıları arasına girmeyi başardı.Bu koleksiyonunda bir çok parçasını kırmızı halılarda göreceğinizden eminim...

Palais de Chaillot'da gerçekleşen defilede Elie Saab her zamanki gibi muhteşem bir haute couture koleksiyonuyla karşımızda...Toprak tonları, nil yeşili,duman rengi , karamel ,bejler ve Valentino nun kullanmadığı daha doğrusu az kullandığı kırmızının en yakut halinin hakim olduğu koleksiyonda uzun gece elbiseleri ağırlıktaydı.
Croise yakalı ve saçaklı elbiselerin de yer aldığı koleksiyonda aksesuar kullanılmamıştı.Alev alev dijital baskılarda dikkat çeken detaylar arasındaydı.
Elie Saab sade ve şık tasarımlarıyla arap kökenliysem illede pul boncuk kullanmam diyerek gayet modernist bir koleksiyona imza attı.
Beğendim , Paylaştım...
Buyurun bakalım...






















2011 COUTURE - ZUHAİR MURAD

Biliyorum gene boşladım blogumu ama inanın elimde olmayan çok fazla sebep var bunun için ...
Öncelikle beni kısa bir süre facebook ta göremeyeceğiniz haberini paylaşmak isterim sizlerle ...Bazı şeylerle uğraşmak için kendimi yorgun hissettiğim bir dönemden geçiyorum.Beni çoğu kişi blogger zannediyor ki demesi bile bi tuhaf " blogger" da ne si sanki bir meslekmiş gibi görülsede böle bi durum yok.En azından benim kabul ettiğim bişey değil kendini öyle görmek isteyen görebilir.Bunu bir meslekmiş gibi algılayıp bu işi fazlaca abartan ve her meslekte olduğu gibi hırsına yenik düşen bir çok bloggerla karşılaştım şimdiye kadar... Ama hiç biriyle bir alakam olmadı ben kendimi onlardan hissetmedim çünkü ben blogger değilim.Bir işin uzmanıysam yada deneyim sahibiysem konuşurum ,ahkam keserim ve bana göre uzman olmak için ya bir eğitim almak yada piyasada tecrübe sahibi olmak gerekir ki buda alaylı dediğimiz kısıma giriyor.
Bildiğim kadarıyla blogger meslek yüksek okulu yada fakültesi yok yada blogların moda konusunda bir eğitimi :)
Neyse üzerinde fazla durmak ona önem vermektir.
Ben sizlerle sadece bir şeyler paylaşabilmek bir kaç fikir verebilmek ve kendi zevkimi ortaya koymak amaçlı yazıyorum blogu yoksa herhangi bir yerden iş ,reklam ,hediye beklentim yok böyle bir şeye ihtiyacımda yok.
Facebook a gelince yıllarca uzak kaldığım o ortama sadece blogumdaki postlarımı paylaşmak amaçlı bir adım atmıştım ama şimdi yıllarca neden uzak kaldığımın ve ne kadar doğru bir karar olduğunun farkında olarak hesabımı donduruyorum.Biliyosunuz Modaratör takma ismiyle açmıştım hesabımı ama son zamanlarda duvarımda gelişen olaylar ve özellikle son hadsizlik beni hiç olmadığı kadar incitti.Evet incindim bunu başardılar .Doktorum bana bir söz söylemişti direk o geldi aklıma "bir şeyi yitirmeden değerini bilemiyoruz ve sağlıkta böyle birşey" demişti.
Herkes bir gün hatasını anlıcaktır...
Ama yinede burdayım kayıtlı on küsür izleyicimle birlikte , bazılarına sayı komik gelsede 4 aylık facebook maceramda herkesin nasıl izleyici topladığını farketmiş bulunmaktayım.Beni hiç tanımadığınız yada benim izle diye yalvarmadığım halde beni takip ettiğiz için çok teşekkür ederek artık postuma başlamak istiyorum.


Son zamanlarda couture denilince adını sıkça duymaya başladığımız ender isimlerden birinde sıra Zuhair Murad ...Lübnan doğumlu ünlü tasarımcı ilk 2001 yılında çıktığı Paris Couture haftasında bu yılda ses getiren bir koleksiyonla yer aldı. Fırfırı , püskülü ,fiyoku bol bir koleksiyonla karşımızda.
Pudra , karamel , fildişi , uçuk mavi , filizi yeşil , limon küfü gibi birbirinden uçuk birbirinden soft renklerin büyülü dünyasıyla bizleri tanıştırıyor.Bir çok tasarımcıya nazaran mini ve kuyruklu elbislerede yer verilen koleksiyonda fırfırın etkiside azımsanmıyacak seviyede...El emeği ve enerjisi bol bir koleksiyon...
Beğendim , paylaştım...
Buyurun bakalım...

















LinkWithin

 
Fashion Blogs - BlogCatalog Blog Directory