13 Mayıs 2010 Perşembe

BİRAZ KARALADIM...

Biliyorum şimdi diceksiniz ki nerden çıktı bu yazı...Ama uzunca bi zamandır tartıştığımız stil ve stil danışmanlığı ile ilgili olduğu için şimdi yayınlama zamanı olarak gördüm.Eski bir yazı ( o zamanlar imaj derdik şimdi stil diyoruz okadar eski yani :) üniversite zamanında yazdığım "Moda Kavramı ve İmaj "başlıklı makalemden alıntı yaptım sizler için , o zamanlar sansüre uğrasada şimdi tamamını yayınlamaktan onur duyarım:))) Buyurun bakalım...




MODA KAVRAMI
“-Moda (mode):Latince “oluşmayan sınır” anlamındaki “modus”tan gelir.İngilizce karşılığı “fashion “ dır ki ;adet , usul , biçim , şekil , tarz , üslup , davranış , kibar sınıf hayatı , üst tabaka , yüksek zümre anlamlarını ihtiva etmektedir.İstesek de istemesek de hayatımızın içine girmiş olan farkında olalım yahut olmayalım hepimizi tesiri altına alan bu “Moda Rüzgarı “ insanları ne yönde etkilemektedir?Her moda olarak sunulan çizgiler bizlerin gözünde güzel midir?Kimlerin hangi zümrenin güdümünde işletilmektedir? Bu furyaya kapılanların eskiye rağbet etmez oluşlarındaki saik, nereden kaynaklanıyor?İnsanlar modaya mı uyuyor yoksa bireysel imajlarını mı belirliyorlar?İmaj ve moda ne kadar iç içe ? Bu ve bunlar gibi birçok soruyu da beraberinde getiren bu kavrama bir bakış sunma gayesindeyiz.
Moda salgını yüksek tabaka olarak adlandırılan zümrenin “alt tabaka” insanından farklı olduğunu göstermek üzere ortaya çıkmış olup kendilerini “alt sınıf” ayrımına tabi tutmak isteyen ve bu psikolojiden sıyrılmak isteyen insanların “üst sınıf” insanı gibi giyinmesi “üst tabaka” insanını yeni arayışlara ve buluşlara itmiştir.Nitekim bu çekişme içinde uzayan zincire , gün geçtikçe yeni bir halka eklenmiştir.
Bir çok anlamı bulunan kılık kıyafet bahsinin , çeşitli dillerdeki anlamlarına bakınca ; her toplumun kendine has üslubuna misal teşkil edici özelliği olduğunu anlarız.Arapça ’da “libas” elbise demektir.Kelimenin kökeni , bedenin asıl şeklini bakışlardan uzak tutmak , saklamak masasına gelmektedir.Yine Arapça elbise manasına gelen “siar” , kişinin kendini tanıtmak için kullandığı alamettir.Bu manasıyla “siar” İtalyanca ’da ki “costume” , alışkanlık , görenek , töre , davranış , giysi , giyiniş şekli manalarına gelmektedir.İngilizce de kullanılan “dress” kelimesi , düzeltmek süslemek , süs yapmak manalarına gelmektedir.Fransızca karşılığı olan “habit” ise , yer tutmak , yer yapmak anlamlarına gelmektedir.



F. Barborosoğlu bir zamanlar yazdığı medeniyet ve moda ile ilgili makalesinde bu konu ile ilgili olarak şunları belirtmişti.”İngiliz elbise ile kendini düzeltip süslerken , Fransız kıyafetine gösterdiği itina ile karşısındakinin gözünde bir yer edinmektedir.Doğu dünyası kıyafetiyle göze çarpmamayı , mevcut güzelliği bakışlardan gizlemeyi gaye edinirken , Batı dünyası için giyinmek ; güzelliğin daha belirgin hale getirilerek ortaya konması manasını taşımaktadır.”
Görüldüğü gibi kendi öz kültürünü temsil etme makamındaki ülkeler , giyim üzerindeki , duygu , düşünce ve bunu tatbik biçimleriyle , kılık – kıyafetin dünya görüşünün , fikrin , ideolojinin , ahlakın temsilcisi makamında , ferd ve toplum iç dünyasını dışa yansıtmada ayna vazifesi yaptığını doğrular mahiyetteler…
Bu da gösteriyor ki her cemiyetin sahip olduğu kültürü dolayısıyla, giyim kuşamdan beklentileri , onun hakkındaki görüşleri farklı özellikler taşımaktadır.Lakin “moda” kavramı ile bu farklılıklar ortadan kaldırılmak istenmiş, yaşanılan-yaşatılan “kültür erozyonu” neticesinde de başarılı olunmuştur.


İMAJ
İmaj dilimize Fransızca ’da ki “image” sözcüğünden geçmiştir.İmgenin eşanlamlısıdır..Bu bağlamda imaj “ daha önceki bir algılamadan zihinde oluşan ve bir sözcükle , görülen bir şeyler; ya da bir kimseyle çağrıştırılan zihinsel betimlemedir”.Fakat bizim ele aldığımız anlamıyla imaj “bir kimsenin , bir topluluğun v.b. kendisine ilişkin olarak başkalarında yaratmak istediği yada bıraktığı izlenimdir.
Günümüze baktığımız da ise gelişen, değişen teknoloji ile birlikte insanların yozlaşmasını da yanına alarak sadece onların kültür farklarını ortaya koyma çabasıyla yola çıkmıştır.Bu yolda insanların birbirlerine olan bakış açıları , saygıları , istekleri ve hatta sevgilerini de farklılaştırmıştır.Farklılık insan hayatında genelde iyi olarak nitelendirilse de bir çoğu manada , başka kişilerin beğenisini kazanmak adına bize yoldan geri dönüşüm olarak sadece yozlaşmayı kazandırır.Ama yine de bizler gibi aklı başında ( tasarımcı , üretici , tüketici) insanlar imajın bir kılıf ve hatta bir makyaj olarak adlandırıldığı zamanları çok geride bıraktık.Artık sadece insanların fikir ve duygularını dışa yansıtması babında bir tarz oluşturması değil , insanlar için en geçerli kriter olarak doğallık ve ruh zevki gelmektedir.Bir düşünür “beden ruhun hapishanesidir” demişti.Artık o hapishaneyi içindekilerin zevkine göre renklendirme ve biçimlendirme zamanı geldi de geçiyor bile bence…
Her şeyin üst üste yığıldığı, kavram ve kelimelerin içinin kolayca boşaltılıp her an yeni anlamların yüklendiği bir dünyada yaşıyoruz.Her şey o kadar hızlı bir şekilde gelişiyor ki , hayat bir kaosa dönüşmüş insanlar bir bilgi yığınının ve kargaşanın altında ezilmeye devam ediyor.Hiç kimsenin adlandıramadığı ve geleceğin nasıl olacağını kestirmediği bu durum endişe verici vaziyettedir.



Bu sürece 90’lı yıllardan sonra globalleşme adı verildi.Globalleşme , dünyanın tek tip olduğu , bütün insanların aynı görüşü paylaştığı , kararların tek bir merkezden alındığı ve dayatıldığı bir dünya düzeni…Bu düzene daha sonra yeni dünya düzeni denildi.Bu yeni dünya düzeninde müzikten yemeğe , yemekten giyime kadar hemen her şey bir merkezden dayatılmaktadır.Mesela ; sanatta ve edebiyatta kriter olarak Paris , New York alını.Demokrasiden siyasi rejimlere kadar ülkelerdeki her şey ABD ve zengin sekiz ulus (G-8’ler ) tarafından dayatılmaktadır.Bu düzeni sağlamakta en büyük kriter , yani belirleyici faktör “moda” oldu.İnsanlar nasıl giyineceklerini , neyi giyeceklerini , neyi yiyeceklerini , dünyayı nasıl okuyacaklarını küresel medya tarafından öğreniyor.Boşuna bu konuların her biri için birer sektör oluşturulmadı.Bunlar hep bilinçli planlı bir şekilde oluşturuldu.
Kısacası 2000’li yıllarda olduğumuz şu dönemde kafamızı çevirdiğimiz her yerde ve gözümüzün gördüğü her objede bilerek veya bilmeyerek insanlar bir moda olgusu etrafında kısır bir döngü oluşturmuş bulunmaktadır. Modayla birbirimizden farklılaşmaya çalışırken o hızla birbirimize benzeyen koloniler haline geliyoruz.
Kendini moda sever olarak lanse eden gençliğe gelince; (tamam bende yaşlı değilim lakin) onlarda birer marka sever olarak küçük Zaralar küçük Mangolar olarak etrafta dolaşıp dünyanın çekilmez bir yer olduğu ama yinede eğlencenin dibine vurulması gerektiği üstün bilinciyle bir şekilde “örtünüyorlar” giyiniyorlar demiyorum çünkü marka esirliği giyim stili olamaz. Ya da çoğumuz ilerleyen kariyer ve bulunduğu konum itibariyle bu işin uzmanına başvurarak (imaj maker, stil danışmanı v.b. ) kendine bir kimlik bulma yoluna giriyor. Bence çoğu başarılı da oluyor ama yine de bir yanı sanki bu kıyafeti ben seçmedim seçtirildim diye bağırıyor.
Eğer ki toplum gözünde ve bilincinde bir yere vardıysanız o topluma borçlu olduğunuz kültürü kazanmalı ve sunmalısınız. İşte o zaman kendiniz ve öz benliğinizin dışa vuruşunun kazancını alırsınız. Artık her türlü tarza, kişiliğe, kimliğe hitap eden kıyafet bulmak hiç de zor değil… Kalmadı öle Rönesanslar, baroklar, saraylar ihtişamlar… Bence bir gün herkes kendi kimliğinde kıyafet seçme kültür ve becerisine ulaşacaktır. O zamana kadar da iş büyük ölçüde stil danışmanlarına düşecek ve bu işten daha çok uzun süre para kazanacaklar gibi görüyor…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

 
Fashion Blogs - BlogCatalog Blog Directory