18 Mayıs 2010 Salı

PAUL AUSTER - SON ŞEYLER ÜLKESİNDE

Biliyorum bu ara fazla derecede boşladım blogumu ama hep moda, hep alışveriş değil bunlar gibi bi merakım daha var biliyosunuz kitaplar ....Bu ara kitap fuarından çıkmaz oldum hergün başka yazar başka söyleşi başka şiir dinletisi olduğu için genelde vaktim orda geçiyor.İkinc günü gitme fırsatı bulduğum fuardan bir çok kitap alma şansım oldu.Bir çoğunu facebook sayfamda paylaşsamda sizleride bu görüntülerden mahrum etmicem merak etmeyin :)Aslında genelde okuduklarımı burda paylaştığım için yinede mahrum sayılmazsınız.Şimdi gelelim asıl meselemize bugün sizlerle yine bir Paul Auster kitabı paylaşıyorum , son zamanlarda böle bi ülkede yaşar gibi hissetsemde yinede umut etmekten başka hiç çaremiz yok diyor ve kitabın okunmasını önemle rica ediyorum.

Her türlü üretimin, her türlü yaratımın durduğu, umutsuz, umarsız bir ülke. Evsiz barksız insanların doluştuğu adsız bir kent. Hırsızlığın suç sayılamayacak kadar yaygınlaştığı, ölümün tek kurtuluş olarak görüldüğü, artık kimsenin çocuk doğurmadığı bir cehennem kent. Çöplerarasında bulduğu eski nesneleri satarak geçinen 19 yaşındaki Anna Blume’un, ağabeyi William’ı ararken onca yoksunluğun ortasında bile dostluğu ve aşkı buluşunun öyküsü.

Paul Auster, bu kez, Ay Sarayı’ nda, New York Üçlemesi’ nde, Şans Müziği ’nde, Yanılsamalar Kitabı ’nda, Yükseklik Korkusu’ nda anlattıklarından çok farklı bir öykü, fütüristik bir karabasan anlatıyor. Son Şeyler Ülkesinde, gerçekten de her şeyin sonu yaşanıyor. Ama Auster ’ın benzersiz bir üslupla betimlediği bu ülke, belki de yaşadığımız dünyanın bir gölgesi, bir izdüşümü. Her ülkenin okuru, Son Şeyler Ülkesinde’ yi okurken, bu ülkeyi tanıdığı duygusuna kapılabilir.

3 yorum:

LinkWithin

 
Fashion Blogs - BlogCatalog Blog Directory